|
Yavuz Sultan Selim bir suçlunun idamına hükmeder ve imzasını atar, sonrasında da hükmü tescil etmesi için Şeyhul-İslama gönderir. Hükmün uygunluğunu kontrol eden zamanın Şeyhul-İslamı hükmü onaylamaz ve geri gönderir. Bunun üzerine Yavuz haber iletir “Tiz imzalasın, yoksa onun da kellesi gider.” Şeyh memura sakince cevap verir “Söyle padişaha, biz onun sadece dünyasının değil ahiretinin de bekçisiyiz.” Cümleyi duyan padişah yaptığı hatayı anlar ve hatasından döner.
Tabip odası başkanlıklarımız döneminde gerek Sağlık Bakanlığının gerekse de tabip odalarının üst kurumu olan Türk Tabipleri Birliği (TTB)’nin hatalı olarak gördüğümüz yaklaşımlarına hep karşı çıkmayı, elimizden geldiğince gücümüz yettiğince de hakkı söylemeyi düstur edindik.
Geçtiğimiz dönemde, Van İl Sağlık Müdürlüğünün bir anestezi uzmanının sürgün tarzında görev değişikliğinde devreye girmiş ve bu tayini durdurmuştuk. Sonra da müdüre Van Tabip Odası olarak yapılacak yanlışlıkları haber vereceğimizi ve böylelikle sehven de olsa yanlış yapmalarını önleyebileceğimizi, böyle bir tabip odası varlığından dolayı da şanslı olduklarını söylemiştik. Gerçi o gün müdür bu cümlelerin ne manaya geldiğini tam anlayamadı, ama biz görevimizi yapmaya devam ettik.
Sağlık Bakanlığındaki bürokrat arkadaşlarımızdan bazıları yaklaşımlarımızı anlamakta güçlük çekebilirler. Sayın Bakanla ve bürokratların birçoğu ile Erzurum ve Van’dan mesai arkadaşlığımız, yanlışa yanlış dememize engel olmadı. Ancak bu hakikatleri söylerken, bazıları gibi karşımızdaki insanları yok etmek, iktidardan indirmek gibi bir yaklaşımımız olamaz. Kimilerinin, fikri yapılarının iktidarı için vazgeçilmez olarak gördükleri muhalefetin öncülüğüne soyunmak saplantısı bizim düşünce yapımızdan uzaktır.
Biz tabip odaları olarak parti kurmadık, muhalefet partisi de değiliz. Muhalefetimiz yönetim erkinin doğru yaklaşımlar sergilemesini sağlamaya yöneliktir. TTB’nin yaklaşımlarından Türkiye Hekim Platformunun farkı da buradadır. Bizleri iktidarın kim olduğu değil, icraatın ne olduğu ilgilendiriyor. Bu memleket tüm etnik ve inanç yapıları ile hepimizin. Ülkemiz zor dönemlerden geçerken bizler, vatanımızın birlik ve bütünlüğünü, iç ve dış tehditlere karşı milletin gücünü kıracak, çetelere, mafyalara zemin yaratacak yıkıcı yaklaşımlar sergileyemeyiz. Bizler ifsat edici değil, ıslah ediciyiz, öyle olmalıyız.
Eğer tabip odaları ve TTB asli vazifelerini yapsa idi, içinde bulunduğumuz ve hekimler açısından kaygı uyandıran durumların birçoğu olmazdı. Altmış civarında tabip odasının ve merkezde TTB’nin bir ağızdan hakikatleri söylemesi bütün taşları yerinden oynatacak güçtedir, öyle olmalıdır. Gel gör ki, birçok tabip odasının faaliyetlerine baktığımızda hekimlerin sorunları dışında her şeyle uğraştıklarını görebiliriz. Evrim sempozyumu, Efes Pilsen sponsorluğunda Sivas olaylarının tiyatrosu, Ilımlı İslam ve Bilim, konken yarışmaları vs. vs. Bu yüzden tabip odaları ve TTB bugünkü mevcut zayıf konumundadır. Sağlık Bakanı kalkıp da kapatırız diyebiliyorsa, bu cümleyi dedirten Sağlık Bakanlığının gücü değil, TTB’nin acizliği değil midir? Sonra da kalkıp kendisi gibi düşünmeyen hekimleri iktidar yandaşı gibi göstermeye kalkmak, böylelikle hekimleri iktidar karşıtı-iktidar yandaşı gibi siyasi söylemlerle töhmet altında bırakmak, kendi zayıflığını kapatmaya çalışmaktan kaynaklanıyor. Zaten yıllardan beri bu tür siyasi söylemler hekimleri hep tabip odalarına uzak bırakmış, tabip odalarını bir avuç azınlık düşünceye mahkûm etmiştir.
Hekimler her geçen gün mesleklerine, kendi tabip odalarına daha fazla sahip çıkmaya devam ediyorlar. Kendi halkının değerleri ile savaşmayı marifet zanneden anlayış bitecek, hakkı ve etik değerleri üstün tutan bir anlayış mutlaka hakim olacak. Çünkü eski hal kesinkes muhal. |